Çalışma Grupları TROD Kurslar English

Güneş Işınlarının Kanserojen Etkisi


Güneş Işınlarının Kanserojen Etkisi

Güneş ışını ve etkileri


Güneş ışınlarının, hepimizin bildiğinden daha fazla tehlikeli etkisi vardır. Güneş ışını; görünür ışık, kızılötesi ve ultraviyole (UV) ışınından oluşur. UV ışını, çevremizdeki en önemli kanserojenlerden biridir. UV’nin yoğunluğu atmosferden geçiş esnasında değişikliğe uğrar ve ancak %5’lik bir kısmı yeryüzüne ulaşır. UV ışını elektromanyetik spektrumdaki dalga boylarına göre UVA (320-400 nm), UVB (290-320 nm) ve UVC (200-290 nm) olarak üç tipe ayrılır. Dalga boyu uzadıkça derinin alt tabakalarına giriş miktarı artar ancak ciltte kızarıklık oluşturma özelliği azalır. Bu nedenle UVA, cildin derin tabakalarına nüfus eder, yüksek dozlara maruz kalmadıkça kızarıklık yapmaz ve UVB’den daha az kanserojendir. Ancak uzun süreli maruziyette kanserojen etkisi olabilir. UVB’nin biyolojik etkisi, UVA’dan 1000-10000 kat daha fazladır. UVB cildin üst tabakasını etkiler ve ciltte kızarıklık, güneş yanığı ve cildimizin koyulaşmasını sağlayan melanin pigmentinin oluşumundan sorumludur. Ayrıca cildin yaşlanmasında rol oynar. Bağışıklık sistemini baskılar ve cilt kanserine neden olur. Kanserojen etkisi en fazla olan UVC’nin ise stratosfer tabakasında emildiği için yeryüzüne ulaşmadığı kabul edilir.

UV ışınının hücredeki ana hedefi DNA’dır. UV etkisi ile DNA’da direkt veya dolaylı olarak hasar meydana gelir. Hücre bu durum karşısında DNA tamir enzimleri ile hasarı onarmaya çalışır. Eğer hasar onarılamazsa, hücre kendi kendini ölüme sürükler ve vücudumuz potansiyel kanser hücresini yok etmeye çalışır. Hücre ölmezse, onarılamayan hasarlı DNA’daki birçok gen değişikliğe uğrar. Tümörü baskılayan genlerin etkisiz hale gelmesi ve/veya tümör oluşumuna neden olan genlerin (onkogen) aktif hale gelmesi sonucunda kanser hücresi meydana gelir ve hızla çoğalmaya başlar. Direk DNA hasarının yanısıra UV, ciltte bağışıklık sistemini baskılayarak tümörün büyümesine neden olur.

Cilt kanseri ve cilt kanserinden korunma yöntemleri

Cilt kanserleri en sık görulen kanser türüdür ve tüm kanserlerin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır. Görülme sıklığı, güneşlenme alışkanlığı ve güneşin yeryüzü üzerindeki etkilerindeki değişiklikler nedeniyle giderek artmaktdır. Melanom dışı cilt kanserlerinin %90’ınından, melanomanın %65’inden UV ışını sorumludur. Aralıklı güneş maruziyeti (örneğin yaz aylarında güneşlenme, güneş altında yapılan aktiviteler) özellikle çocuklarda ve ergenlerde melanoma riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Yıllar boyu güneş ışığına maruz kalan ve UV’nin birikmiş etkilerinin izlendiği çiftçi ve işçi gibi meslek gruplarında yassı hücreli karsinom riski artmaktadır. Açık tenli, hemen kızaran ve güneş yanığı gelişen, kolay koyulaşmayan (bronzlaşmayan) cilde sahip, ailesinde ve kendisinde cilt kanseri hikayesi olan, daha önce iyonize radyasyona maruz kalan, bağışıklık sistemi baskılanmış olan kişilerde cilt kanseri riski artmaktadır. Nadir görülen genetik bir hastalık olan, Kseroderma Pigmentosum hastalarında ise (DNA tamir genlerinde mutasyon nedeni ile DNA hasarının onarılamadığı) cilt kanseri gelişme riski çok yüksektir.

Bronzlaşmak amacıyla kullanılan ve yapay UV kaynağı olan solaryumların da cilt kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir. 2009 yılında Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi solaryumu (yapay UV kaynağı) kanserojen ilan etmiştir. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye’de; 18 yaşın altındaki gençlerin solaryuma girmesi yasaklanmıştır. Solaryuma giren 35 yaş altı popülasyonda ileride melanoma gelişme riski %65’tir; ve göz içi (oküler) melanoma riskinde de artış bildirilmiştir.

Cilt kanseri büyük oranda önlenebilir kanser türlerinden biridir. Cildin güneş ışığına karşı ilk ve en önemli savunma mekanizması melanosit adlı hücrelerden melanin pigmentinin yapımı ile cildin koyulaşmasıdır. İlk yanıt olan cildin koyulaşması sonraki UV maruziyetine karşı kısmi koruma sağlarken, UV’nin neden olacağı DNA hasarı ve kanser gelişimi için koruma sağlamaz. Bu nedenle UV ışınlarından korunmak çok önemlidir. Özellikle güneşin en yoğun olduğu zamanlarda (saat 11-15.00 arası) güneşten kaçınmak gerekir. Kızarma, su toplama ve yanıklara neden olacak güneş maruziyetine izin verilmemelidir.

Güneş ışınından korunmanın dört ana yolu vardır:

-          Güneşten koruyan giysiler giymek,

-          Şapka takmak,

-          Güneş gözlüğü kullanmak

-          Güneşten koruyucu kremler sürmektir.

 
Güneşten koruyan giysiler koyu renkli sık dokunmuş kumaştan olmalıdır. Geniş kenarlı şapka ile yüzün korunması, yüzü kavrayarak yandan da güneşin gelmesini engelleyen UV korumalı gözlük takılması önerilmektedir. Bu önlemler ile tüm cilt kanseri tiplerinden; güneş koruyucu kremler ile de yassı hücreli cilt kanserinden korunma sağlamak mümkündür. Güneşten koruma faktörü (SPF: sun protection factor); güneş koruyucu sürülmüş ciltte kızarıklık oluşturan en düşük dozun, güneş koruyucu sürülmemiş ciltte kızarıklık oluşturan en düşük doza oranıdır. Ciltte kızarıklık oluşumuna UVB’nin katkısı yaklaşık %90 iken UVA’nın yaklaşık %10’dur. Bu nedenle SPF, güneş koruyucu kremin UVB’den ne kadar korunduğunu gösteren bir birimdir. Ancak güneş koruyucu krem seçilirken SPF yanısıra UVA’ye karşı koruma sağlamasına da dikkat edilmelidir. SPF en az 15, tercihen 50 olmalıdır. Güneşe çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmeli, her 2-3 saatte bir yenilenmeli; deniz veya havuza girdikten sonra tekrar sürülmelidir.

Site Haritası | Yardım ve Servis | Kanuni Uyarı | Asistan Karnesi
© Tüm hakları Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği'ne aittir, izinsiz alıntı yapılamaz.

AstraZeneca'nın koşulsuz eğitim desteğiyle hazırlanmıştır.